Grup As – Sabret sevdam

•5 Ağustos, 2008 • Yorum Yapın

Ahh sevdam!

Bu ayrılık bize inan yaramaz
Bir gün gelir sende ağlarsın yâr
Canlanır özlemin yürek dayanmaz
Gurbetin kahrını çekemezsin yâr

Sıra dağlar engel yâre
Kanlı yaşlar gözlerimde
Feryat etmem ben feleğe
Sitemim var sana dağlar

Yârim şimdi neredesin
Gündüzümde gecemdesin
Sabret deli sevdam sabret
Bir gün sende güleceksin…

Grup As

Başörtüsüne Farklı Bir Bakış

•5 Ağustos, 2008 • Yorum Yapın

Mısır’da hazırlanan bir reklam, türbanı lolipopa benzetti. Reklamdaki mesaj ise açık.. açarsanız sinekler üşüşür…
Arap dünyasının önde gelen ülkesi Mısır “lolipop” benzetmeli türban kampanyasıyla çalkalanıyor. Ülkedeki radikal İslamcılar tarafından hazırlanan maillerde iki lolipop şekeri bulunuyor.

Şekerlerin birisinin ambalajı açık değil. Bu türbanı temsil ediyor. Diğeri ise açılmış ve üzerinde sinekler bulunuyor.

Mesaj olarak ise “Onları (erkekleri) durduramazsınız. Ama kendinizi koruyabilirsiniz” yazıyor. Mısır’da son dönemde türban takanların sayısında önemli bir artış gözleniyor. 

Ne kadar saçma bir reklam!

Tesettür emri sadece erkeklerden korunmak için gelmiş olsaydı bu adaletsizliğin ta kendisi olurdu. Ben erkeklerden korunmak için değil, Rabbimin emri olduğu için takıyorum bu örtüyü. Ayrıca erkekleri bir ’sapık’ olarak göstermekte çok saçma birşey bence. Erkek olsam ’sinek benzetmesinden’ dolayı kendime hakaret sayarım bu reklamı.

Böyle bir reklam yaparak erkekler de, kapalı olmayan bayanlar da rencide edilmekte. Sonuçta reklam kandırmacadır. Örtünmek ise bilinç ve bilgi isteyen ciddi bir davranıştır. Böylesine basit ve saçma bir reklam ile kimseyi bilinçlendiremezsin.

Zaten çoğu doğru diye yaptıklarımız yıkım yapmıyor mu? Baskı, itici bir şekilde tebliğ, agresif tavırlar. Bir çok zaman (konu İslam dini olduğu vakit) kendimize hakim olamayıp hakkımızı savunmaya kalkıyoruz. Bilgisizce savunuyoruz dinimizi. Bir çok konuda bilgimiz olmadığı için vicdanımızı rahatlatmak istercesine saldırıyoruz karşımızdakine. Sebepler arıyor, bahaneler buluyoruz. Dinden soğuma meselesi de burda çıkıyor ortaya zaten. Sırf “Neden?” sorusunun cevabını verebilmek için uğraşıyoruz. Fakat bizim öğrenmemiz gereken, “Allah emrettiği için” cevabı ile tatmin olmak. Öylesine değil, kalbten, yürekten tatmin olmak…

Saliha

Bu Bir İtiraftır…

•19 Temmuz, 2008 • Yorum Yapın

Kendime bile itiraf etmekten korktuğum gerçeği saklamaktan sıkıldım …
Özlüyorum seni.
Uzaktaki varlığın acıtsa da bir yanımı, sen olmayan gecelerde üşüyorum.
Yüzün düşünce aklımda, boyumdan büyük cümlelere asılıyor, bildiğim tüm cümleleri dolduruyorum namlu ağzına, sorgusuz sualsiz akıtıyorum gözyaşlarımı sen geçen tüm harflere.
Ve bu şiirlerde, yüzümdeki yorgunluğun izlerini görüyorum.

İhtilaller koparırken içimde, en militan kelimeleri dayıyor şakağıma, kaçak bakışların adresi oluyorum.

Tüm şehrin ışıkları dans ederken yokluğunda “bize ağlarım…”
Ağzımda kırık dökük bir türkü, yokluğuna adanmış bir yığın ağıt.
Dudağımın uçurum kenarlarından düşmenden korkarım.

Aramızda nefesi yitik yaşlı bir umut var bilirim,
Kaç zamandır sen kokuyor gecelerim, ve ben yanağıma düşürüyorum yalnızlığımı.

Göz bebeklerimi uyuturken masalımızla, ağlayan bir kalemin kucağında uyuya kalıyor; rüyalarımda uykusundan kaçmış lal bir deliyi oynuyorum..

Bir araba geçiyor hayallerimin üzerinden, darp izlerinin yolları sana çıkıyor.
Kusmuş olsam da sana ait birikmişliği bir intihar dolaşıyor yutkunuşlarımda..

Sensizliğin tadı, ağlamaların bile tuzu kalmadı..
Mevsimler gibi şaşırıyor yolunu cümlelerim,
İkindi vakti yağan telaşlı yağmurlar gibi, al beni..
Nasıl olsa çıkmaz sokağımsın, en bitik hücrelerime saldırsan ne olur? .
Biliyorum sende beni özlüyorsun,
Ve bunu itiraf etmekten korkuyorsun.

ALINTIDIR

Mülâkat

•12 Temmuz, 2008 • Yorum Yapın

Nadia ile çıktık yola, bir saat içinde Hollanda Diyanet Vakfı’nın önündeydik. Saat 13.30, yarım saat erken varmışız. Şatoya benzer bir görünüşü vardı binanın, iki küçük (1.66 boyunda) kız için dev bir bina. Kapısı bile bir acayip, kocaman. Ürkerek zile bastım, açan yok. Kapıya vurduk artık, gıcırdayarak (şaka tabi) açıldı kapı, mavi çeketli, tatlı mı tatlı bi amca açtı kapıyı. Mülâkat için geldiğimi söyledim, bizi bir odaya aldı. Ondan sonra bekle Allah bekle. Benimle beraber bir kişi daha vardı mülâkat için. Saat 15’te bir başka odaya alındık, elimize bir Kur’an-ı Kerim verildi ve bir sayfaya çalıştık. 10-15 dakika sonra diğer arkadaşımız alındı mülakata.  16’da ben çağırıldım, sonunda girdim mülakata.  Gayet hoş bir ortamda, hoş bir sohbet oldu. Hocalarımız çok cana yakınlardı zaten. İlk sorular neden ilahiyat türünden oldu. Daha sonra başvurumda yazdıklarım hakkında sorular sordular. Ondan sonra dini meseleler hakkında farklı sorular geldi. Kitap ve sünnette bulamayacağımız meseleleri nasıl çözeceğizden tut, Kur’anda başörtüsü var mıdır’a kadar sorular geldi. Bilgi ölçmekten ziyade, tanıma amaçlı sorular soruldu. Ayrıca cevabımın şekile çok dikkat ettiler. Kendimden emin mi konuşuyorum, yoksa galiba, sanırım gibi kelimelerle mi? Bir ara bana: Senin gibi düşünen, senin gibi mesleğini bu yönde edinmek isteyen arkadaşın yok mu diye soruldu bana. Bende anlattım, benim gibi düşünen var ama mesleğini bu yönde edinmek isteyen yok. Zaten okuldan çoğu arkadaşım Türk değil dedim. İlgileri çekti bu dediğim. Sonra dedim ki: Hatta biri benimle geldi, destek olmak için. Hocalarımız demesin mi çağır bakalım arkadaşını diye. Gittim çağırdım artik, bu sefer onunla benim hakkımda konuşmaya başladılar (ingilizce olarak, B.Ş hocamızın ingilizcesi süper yani). Tevafuk ya, ben ne anlattıysam, arkadaşımda destekledi. Halbuki neler konuştuğumuzu anlatmadım bile. Sonunda o gitti, biz biraz daha sohbet ettik derkééén, saat 17.15 civarında çıktık dışarı. Sonuçlar hayırlı olur umarım, telefon bekliyorum artık.

Serseri

•27 Haziran, 2008 • 1 Yorum
SERSERİ

Yeryüzünde yalnız benim serseri,
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.

Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
Aradım bir ömür, arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı;
Halime ben bile hayret ederim.

Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr,

Bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr,
Gölgemin peşinden yürür giderim…

Necip Fazıl KISAKÜREK